0
🖼️ Resim
"40’tan fazla ülke gezdim, fakat her zaman yaşamak isteyeceğim tek bir şehir var"
Tayland, gerçekten de keşfettiğim en ilginç yerlerden biri. Eğer evimi bir yerden seçme şansım olsaydı, kesinlikle Chiang Mai’yi tercih ederdim. Bence bu şehir, hem yerel cazibeyi hem de büyük şehir hayatını çok güzel harmanlıyor. Burada tanıştığım topluluk ise benim için oldukça özel. Birkaç yıl boyunca burada yaşadım, bu süre zarfında pek çok güzel anı biriktirdim; ama kalıcı olarak yerleşme fırsatım hâlâ olmadı. Seyahat etmeyi her zaman sevdim. Avustralya’dan Latin Amerika’ya, Asya’ya kadar dünya genelinde birçok yer görmek nasip oldu. Ailece gittiğimiz tek tatiller, Almanya içindeki gezilerimizdi. 2021’den bu yana, yedi buçuk yılı aşkın bir süredir sürekli yolculuk halindeydim, kırkın üzerinde ülke gezdim ve çoğunu derinlemesine keşfe çıktım. fakat en sonunda, sürekli hareket yerine bir yere yerleşme hissi ağır basmaya başladı. Evimi nerede kurmam gerektiği hakkında kafamda tek bir şehir vardı: Chiang Mai, Tayland.
Görünen o ki, Chiang Mai, Tayland’ın kuzeyinde yer alan? Ülkenin kültürel açıdan can alıcı şehirlerinden biri. Bangkok’un birkaç yüz mil kadar kuzeyinde bulunan bu şehir, harika Budist tapınakları ve kalıntıları ile ünlü. Chiang Mai’ye birkaç kez gittim; sonunda burayı evim yapmaya karar verdim. İlk ziyaretim yaklaşık on yıl önceydi; o zamanlar çok sayıda backpacker ile uygun fiyatlı biralar bulabileceğiniz bir yerdi. Şimdi büyük bir merkez olmasına rağmen, hâlâ yerel dokusunu koruyor. Modern alışveriş merkezlerinin yanı sıra, ailelerin işlettiği küçük “mama dükkanları” arasında hoş bir denge var. Starbucks gibi büyük markaların yanında, birçok yerel çay tezgâhı ve taze yiyecek pazarları da mevcut. Bazen modern bir gece kulübünde dans ediyorum, ertesi gün bir tapınakta geleneksel Thai gösterilerini izlemek de oldukça kolay.
Chiang Mai’nin kültürel zenginliği asla beni sıkmıyor. Yerel Budist tapınaklarını ziyaret etmek? Geleneksel ve modern müzik etkinliklerine katılmak? Hepsi harika! Ayrıca, bir evim olduğu için seyahat etmeye de devam edebiliyorum. Şehirden yirmi beş dakikada ulaşabileceğiniz muhteşem bir milli park var. Bir saat içinde de tarihi Lamphun şehrine gidebiliyorum. Koh Chang, Koh Lanta ve Koh Samui gibi adalara gitmenin yanı sıra, Kanchanaburi ve Ayutthaya gibi güzel kasabaları da keşfettim.
Bu şehirde topluluk oluşturmak oldukça basit geldi. İlk geldiğimde, bir havuzu, tenis kortu ve çeşitli imkânları olan bir evde yaşamaya başladım. Şehir merkezine yirmi beş dakika mesafede, bütçeme uygun bir kirada kaldım. Sessiz ama pratik bir mahalledeydim; araç tamir atölyeleri, taze gıda pazarları ve birçok dükkân çok yakındı. Facebook üzerinden duyurduğum etkinliklere katılarak ve uzaktan çalışanlarla tanışarak pek çok insanla bağlantı kurdum. Yoga dersleri, tarot okumaları, farklı seviyelerde davulcu buluşmaları gibi birçok yerel etkinlik var. Bağımsız bir girişimci olduğum için, iş geliştirme ve teknoloji konularında güncel kalmak benim için can alıcı. Neyse ki, favori ortak çalışma alanım olan Alt_ Chiang Mai, birçok konferans ve atölye düzenliyor.
Tabii ki, burada yaşamak kusursuz değil. Tayland’ın güneydoğusundaki yıllık yanma dönemi, hava kalitesini etkileyen büyük bir sorun. Bu süreçte tarım alanları ve orman atıkları yakılıyor ve bu durum birçok risk oluşturuyor. Bu tür dönemlerde, sağlık sorunlarım nedeniyle Chiang Mai’de olmak biraz zorlayıcı olabiliyor.

