0
🖼️ Resim

Fransa'ya taşındıktan sonra yıllarca uyum sağlamaya çalıştım, on yıl sonra bunun gereksiz olduğunu anladım.

Vivienne Zhao, 2015'te yalnız başına Paris'e taşındığında, burada yaşamaya alışmanın hiç de kolay olmadığını itiraf etti. Çin'de doğmuş olan Zhao, genç yaşta, tam 22 yaşında Fransa’ya geldi. Yıllarca süren aidiyet arayışı, artık 33 yaşında bazı gerçekleri anlamasına yol açmış. Fakat bu bilgiler, annesiyle çelişiyor olabilir. Bu yazı, Vivienne Zhao ile yapılan bir sohbetin derlemesi. Aidiyet duygusu, benim için kişisel değerimin bir yansımasıydı. Eğer kendimi doğru ifade edebilirsem, başkalarının beklentilerine uyum sağlarsam, bir yere ait olabileceğimi düşündüm. Ama Paris'te hayat sürmek, zamanla bu düşüncemi sorgulamama neden oldu. Bu hikaye, yurt dışında yaşamanın kimlik ve aidiyet anlayışını şekillendirmesi üzerine "Yurt Dışındaki Kimlik Krizi" serisinin bir parçası. İlk adımımı attığımda, yalnızdım. Aşçı olma tutkumla Fransız mutfağını öğrenmeye karar verdim. Babam destekçi oldu, annem ise başlangıçta farklı bir kariyer düşündü. Zamanla o da fikrini değiştirdi. Le Cordon Bleu'ya başladığımda, yanımda sadece bir çanta ve bir valizle geldim. Dokuz aylık Fransızca dersim vardı ama Paris, hayallerimdeki Fransa değil gibiydi; sanki beni kabul etmeyen bir şehirdeydim. İlk iki yılım boyunca, yalnızca Çinli öğrencilerle birlikteydim. Fransızlarla iletişim kurmak için çabaladım ama kalıcı arkadaşlıklar kurmak zordu. Dil engeli, aramızdaki mesafeyi artırıyordu. Bir Fransızla birlikte olmaya başladım. Belki bu alışveriş, bana bir şeyler kazandırırdı. Ama sosyal etkinliklerde bile, yanımdan ayrıldığında konuşmaların durması içimi acıttı. Ortak şakalar yapmadığımızı, aynı kültürel referansların eksik olduğunu fark ettim. Sosyal hayatta aidiyeti bulamadım ama iş dünyasında güvenilir olmak, içimi rahatlattı. Paris'teki restoranlarda beş yıl boyunca çalıştım. Her zaman ilgi değil, işimi en iyi şekilde yapmaya odaklandım. Yeteneklerimi kullanarak güven oluşturdum. Dilimdeki gelişim ise dördüncü yılımda belirginleşti. Ama dilin sınırlarını da hissetmek zorundaydım; sadece kelimeleri anlamak yetmezdi, kültürel bağları yakalamak da şarttı. Artık evin ne anlama geldiğini sorguluyorum. Annem, kalıcılığı aidiyetin temeli olarak görse de, ben her dönüşümde bir uzaklık hissediyorum. Küçük detaylar, alışkanlıklarımda belirgin. Yabancı bir sosyal ritme entegre olmaya çalışıyorum. Şimdi kendi ailemi kurduğumda, günlük yaşamın getirdiği güveni öne çıkarıyorum. Hem Çin hem de Fransa'nın miraslarını taşıyorum; her iki kültür de beni şekillendirdi. Bu iki dünya arasında köprü kurmak, kimliğimi daha derin hale getiriyor. #viviennezhao #paris #kimlikkrizi
Fransa'ya taşındıktan sonra yıllarca uyum sağlamaya çalıştım, on yıl sonra bunun gereksiz olduğunu anladım.

Yorumlar

Yorum Yap

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız

Topluluğa katılın ve düşüncelerinizi paylaşın!